Hayat kalitesini etkileyen bir rahatsızlık yaşıyorsun. Doktora gidiyorsun, ilaç kullanıyorsun. İyileşiyorsun belki. Belki iyileşemiyorsun.
Peki bu durumu kabullenecek misin? Bu yazı, kabullenmeyenler ve kabullenmek istemeyenler için.
Yolculuk genelde şöyle başlıyor: kabullenmediğin an araştırmaya başlıyorsun. Ya da hayat karşına bir yol, bir yöntem, bir kişi çıkarıyor.
Aklıma gelen ilk örnekler: fonksiyonel tıp, ozon terapisi, biyoenerji, homeopati, Bach çiçek terapisi, hacamat, sülük, theta healing, JAAS, Access Bars seansı.
Hangisini seçtiğin sana ve yaşadığın rahatsızlığa bağlı — ama burada önemli gördüğüm bir nokta var: bu yöntemlerin hepsi insanı ruh, beden ve zihin bütünlüğünde ele alan, insan doğasına uygun, merkezine insanı koyan sistemler.
Amaç, şifaya giden yolu yeni bir hasar yaratmadan bulabilmek. İşin ehlini bulmak senin sorumluluğun; mantığına uymayan uygulamalardan uzak durmak da öyle.
Bunun modern tedaviyi veya ilacı reddetmek anlamına gelmediğini de belirtmek isterim. Bir tedavi uygulanıyor ama iyiye gitmiyorsak, sadece idare edip hayatta kalıyorsak — bu gerçekten yaşamak mı?
Bir ihtimal daha olduğunu duyduğunda, denemeye değer değil mi?
Hissettiğin her neyse, onu ertelemek şifa getirmiyor. O duygudan, o deneyimden öğrenmen gereken şeyi öğrenmeye niyet et — buradan başla. Hastalıklar da aslında bize bir şey öğretmeye gelir. Tünelin sonunda ışık var.
Merak etmeye ve araştırmaya devam et. Güvendiğin, içine sinen kişilerden bilgi al. Vazgeçme, çünkü çok değerlisin. Yaşadığın her şeyi kabullenmek zorunda değilsin.
Bir ihtimal daha var. Uyan.